Günün Sözü

“Sevdiğin her şeyi er ya da geç kaybedeceksin, ama sonunda sevgi başka bir surette geri dönecek.”

Kafka

Fillerin ölümü muhteşemdir çocuk,
Çekilir ormanların derinliğine...
Nereye gittiğimi,
Neden bittiğimi sorma artık;
Gömülürüm belki kendi yüreğime...
Yusuf Hayaloğlu

 

 

Akrebin doğasında sokmak varsa ben İNSANIM, benim doğamda da sevmek var. Akrep bile vazgeçmezken doğasından ben neden vazgeçeyim ki sevgimden?

YENİ YIL MESAJI NİYETİNE...

 

Akrep nehrin bir kenarından diğer kenarına geçmek istemektedir ama akrep bu doğasında yüzme yok. İsteğiyle gerçeği birbirini karşılamaz, o da tanıdığı kurbağaya gider ve kendisini nehrin karşı kıyısına geçirmesini ister. Olmaz der kurbağa, seninle eski tanışız ama akrepsin sen, nerede ne yapacağın belli olmaz, tutar sokuverirsin beni suyun ortasında olduğumuza, seni sırtımda taşıdığıma bakmadan. Anlasa da akrep kurbağanın endişesini ısrarcıdır talebinde: Senin sırtındayken, üstelik suyun ortasında seni nasıl sokarım, der. O durumda seni sokmak kendi ölüm fermanımı imzalamak olmaz mı? Bunu yapsa yapsa bir aptal yapar, söyle bana der, ben o kadar aptal mıyım?

Kurbağa düşünür, zalimliğine çok rastlasa da aptallığına rastlamamıştır, eski tanışı akrebin. Peki, der, atla sırtıma geçireyim seni karşıya. Daha suyu yarılamamışlardır ki dayanılmaz bir acı duyar kurbağa sırtında. Akrebe döner, neden der, neden? Sen de boğulup gideceksin şimdi…

Elimde değil der, akrep, akrebim ben sokmak doğamda var…

 

2016’da akreplerin dünya barışından ellerini çekmelerini diliyorum.

Bir de şu masala kulak verelim:


Adamın biri suda güç bela ilerlemeye çalışan, boğuldu boğulacak bir akrep görür, dayanamaz uzatır elini, tut elimden, seni karşıya geçireyim, der. Demesiyle birlikte elinde bir acı duyar. Sokmuştur kurtarmaya çalıştığı akrep parmağını, bu kez ikincisini uzatır, sonra üçüncüsünü.

Onun bu halini gören bir başka adam sürekli kendisini sokmasına rağmen neden hala akrebi kurtarmaya çalıştığını sorar.

Akrebi kurtarmaya çalışan adamın cevabı ders niteliğindedir:

Akrebin doğasında sokmak varsa ben İNSANIM, benim doğamda da sevmek var. Akrep bile vazgeçmezken doğasından ben neden vazgeçeyim ki sevgimden?

2016’da sevgi diliyorum, en onmazlara bile.

 

 

"Sürahi eğilir, bardak değil. Derin olan, dolu olan, usta olan boyun büker, çırak değil."

Herkes karşısındakini kendisi gibi zannediyor.

Asıl yanılgı daha o noktada başlıyor.

FKY

10 Ekim 2015’ten geriye kalan…

 Sözün bittiği an!

Diller lal, yürekler felç…

Ne desek boş, ne desek yersiz, yetersiz. Yıllardır o il senin, bu il benim elini kolunu sallayarak dolanan ecelsiz ölüm, her gezdiği ilde sayısını artırarak, kapımızda, yüreğimizde.

Olaydan önce, ölenden geriye kalan acıya, ölenle sönen hayatlara bakmadan önce; ölenin nereli, Türk mü, Kürt mü,  Alevi mi, Sünni mi, Ermeni mi, Laz mı, Arap mı, Hristiyan mı, sağcı mı, solcu mu… olduğunu sorup, kendinden olmadığını öğrendiğinde sevinen bir tek insan olduğu sürece bu yangın sönmez.  Adı değişir belki, yeri değişir, ateşin düştüğü, ocakların söndüğü yer değişir belki ama acı dinmez, ağıtlar bitmez…

Bitsin istiyorsak, sözde değil, özde, canda ciğerde bitsin istiyorsak; marifet, kendi ocağımıza incir dikmeden acıyı yüreğimizde hissedebilmekte, ölen her dal gibi genç, her parmak kadar çocuk karşısında (söylemesi, yazması bile inanılmaz acı verse de) o çocuğun kendi çocuğumuz olabileceğini yüreğimizde duyabilmekte.  Ağlayan her çocuk, her kadın, her erkek karşısında toprağa verdiğimizin kendi babamız, ağabeyimiz, annemiz, eşimiz, sevgilimiz, canımız ciğerimiz, vazgeçilmezimiz olduğunu düşünüp, o acıyla yanabilmekte.  Parçaları sokaklardan toplanan, üç beş parçası eksik cesedimizi tabutta görebilmekte.

 Sonra başa dönüp “bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine” yaşayabilmekte. 

F. YILMAZ

 

Kimi insanlar yaşamımıza girer ve çıkarlar. Kimileri de bir süre yaşamamızda kalır ve kalbimizde ayak izlerini bırakırlar, o zaman bir daha asla aynı insan olamayız.

Anonim

"Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi; olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi."

Kanuni

Bebekler, çiçeği insanlığımızın  

   Ve geleceğimizin biricik umudu... 

BEBEKLERİN ULUSU YOK

   İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu  
   Bebeklerin ulusu yok  
   Başlarını tutuşları aynı  
   Bakarken gözlerinde aynı merak  
   Ağlarken aynı seslerin tonu  
    

   Bebekler çiçeği insanlığımızın  
   Güllerin en hası, en goncası  
   Sarışın bir ışık parçası kimi  
   Kimi kapkara üzüm tanesi  
     
   Babalar çıkarmayın onları akıldan  
   Analar koruyun bebeklerinizi  
   Susturun susturun söyletmeyin   
   Savaştan yıkımdan söz ederse biri 

   Bırakalım sevdayla büyüsünler  
   Serpilip gelişsinler fidan gibi  
   Senin benim hiç kimsenin değil  
   Bütün bir yeryüzünündür onlar  
   Bütün insanlığın gözbebeği  
     
   İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu  
   Bebeklerin ulusu yok  
   Bebekler, çiçeği insanlığımızın  
   Ve geleceğimizin biricik umudu...  

Ataol Behramoğlu

 

Kelebekleri   İtmeyin

Adam fısıldadı: "Tanrım konuş benimle."

Ve bir kuş cıvıldadı ağaçta.
Ama adam duymadı.


Sonra adam bağırdı:
"Tanrım konuş benimle."

Ve gökyüzünde bir şimşek çaktı.
Ama adam dinlemedi onu.

Adam etrafına bakındı ve
"Tanrım seni görmeme izin ver" dedi.
Ve bir yıldız parladı gökyüzünde.
Ama adam farkına varmadı.


Ve yüksek sesle haykırdı:
"Tanrım bana bir mucize göster."
Ve bir bebek doğdu bir yerlerde.
Ama adam bunu bilemedi.


Sonra çaresizlik içinde sızlandı:
"Dokun bana Tanrım ve burada olduğunu
anlamamı sağla, ne olur!"
Bir kelebek kondu adamın omzuna.
Ve adam kelebeği, elinin tersiyle uzaklaştırdı...

Bütün Dünya dergisi Mayıs 2002

MUHASEBE
Kazandıklarım bitti, yitirdiklerim kaldı.

Söylediklerim gitti, dinlediklerim kaldı.
Bir bilmek ülkesinin, düşün diline vardım
Öğrettiklerim gitti, öğrendiklerim kaldı.

Özdemir ASAF

"Esen aynı rüzgarla, bir gemi doğuya gider, biri batıya. Hangi yöne gidileceğini belirleyen rüzgar değil, gemidir." Elia Wheeler Wilcox

"Sevgileri yarınlara bıraktınız/bitmeyen işler yüzünden"

Behçet Necatigil

 

Bir insanı ahlaken eğitmeden sadece zihnen eğitmek topluma bir bela kazandırmaktır.

Theodore Roosevelt

"Cehennemde ateş yoktur, herkes ateşini kendi götürür."

Rivayet odur ki Abbasilerin ünlü halifesi zamanında yaşayan Behlül Dana dönemin evliyalarındandır. Zaman zaman aklından zoru olan kişilere özgü tavırlar takınır, bundan dolayı da herkes onu deli sanardı. Böyle olmasına rağmen Behlül daima Harun Reşid'in yanında durur, gerektiğinde de onu uyarırdı. Bir gün Behlül, üstü başı toz toprak içinde uzun bir yolculuktan gelmiş olmanın perişanlığı ile Reşid'in huzuruna çıkar. Behlül Reşid:

-Bu ne hal böyle, nereden geliyorsun?

-Cehennemden!

-Ne işin vardı cehennemde?

-Ateş lazım oldu da almya gittim.

-Peki, getirdin mi?

-Hayır, hükümdarım, getiremedim, cehennemin bekçileriyle görüştüm, onlar "Sanıldığı gibi burada ateş bulunmaz, ateşi herkes dünyadan kendisi getirir!" dediler.

Bu dünyada bir nesneye yanar içim göynür özüm

Yiğit iken ölenlere gök ekini biçmiş gibi

Yunus Emre

Sartre ile karşılaştığım zaman her şeyi kazandığıma inanmıştım. Onun yanında benim kendimi gerçekleştirmem başarısızlığa uğrayamazdı. Şimdi kendime şunu söylüyorum: Kurtuluşu bir başkasında görmek yıkılmanın en güvenli yoludur.

Simone de Beauvoir

Ölmek daha kolaydır sevmekten
Bundandır işte benim yaşamaya katlanmam

Louis Aragon

Bir yüreğin aşırı üzüntü duyması için alınyazısının sert tokadı ya da acımasız gücü gerekmez ille de.

                                                                                                                                                                                                   Stefan Zweig

(Yürek Çöküntüsü

Aynı dili konuşanlar değil aynı duyguyu paylaşanlar anlaşabilir.                                                                           Mevlana 

Bütün duyguların temelinde özlem mi var? Barışa özlem, dostluğa özlem, çocukluğa ve nicelerine özlem... Özlemsiz bir yıl diliyorum.

Rivayet odur ki Sezar bir sefer esnasında askerlerinin korkmaya başladıklarını hisseder ve askerlerini gemilerden indirerek bir tepeye çıkarır. Geride bıraktığı birkaç askere  tüm gemilerin yakılmasın emrini verir. Daha sonra askerlerine dönerek “Gemileri yaktık ya bu savaşı kazanacağız ya da hep beraber öleceğiz” der. Savaş sonunda Sezar’ın ordusu büyük bir zafer kazanır.

Sezar yaksa da gemileri, yanan gemilerden geriye kalan söz o günden bugüne deyimleşerek yerini almıştır hayatımızda.

“Meyvesiz ağacı sallama boşa,
Ne yaprağını dök ne dalı incit.”

Hüdai

 

Af: Güzel intikam

Vakit: adamına göre en ucuz veya en pahalı meta.

Lisan: Çok uzağı bile vuran silah.

Cüce: Bazı büyük adamların yakından görünüşü

Şiir: Darası alınmış söz

Sükut: Belagat, dehşetli söz

Lehçet'ül hakayık, Direktör Ali Bey

 

En çok da sevdiklerimizle bir arada, güzellik dolu günler demek... 

Bayram olsun...

Hem de ırklar, dinler ve mezhepler ötesinde herkese...

Bütün insanlığa...

Doğru ve yanlış kavramlarının ötesinde uzanan bir toprak var. Seni orada bekleyeceğim.

Mevlana Celaleddin Rumi

İncitmeyecek kadar uzak, üşümeyecek kadar yakın olabilmek...
(Nerede ne zaman okumuşum, nereden not almışım hatırlayamadım. Metni oluşturan beni bağışlasın.)

 


 Eski zamanların dondurucu bir kışından bütün hayvanlar çok
etkilenmiş, büyük kayıplar vermişler. Ama en çok kayıp veren kirpilermiş. Çünkü onların pek çok hayvan gibi kalın kürkleri yok, kendilerini sıcak tutması zor olan dikenleri var. Bu durumdan en az zararla kurtulmak için kirpiler meclisi toplanmış, çözüm aramaya başlamış. Tartışa tartışa. nihayet gece olunca tüm kirpilerin bir araya toplanmasına, birbirlerine yakın durarak geceyi geçirmelerine karar verilmiş. Böylece kirpiler birbirlerinin vücut sıcaklığından yararlanacak, aralarındaki hava tedavülünü önleyerek donmaktan
kurtulacaklarmış. İlk geceki deneyimlerinde bunun işe yaradığını görmüşler. Ama başka bir problem çıkmış ortaya. Üşüyen kirpiler birbirlerine fazla yaklaştıklarından yaralanmalar gerçekleşmiş. Daha sonraki gece yaralanma korkusundan birbirlerinden uzak durmuşlar ama bu sefer de donmalar meydana gelmiş. Ne var ki her gece kah uzaklaşa kah yakınlaşa, deneye yanıla birbirlerinin vücut sıcaklığından yararlanacak kadar yakın, ancak birbirlerini incitmeyecek kadar uzak durmayı öğrenmişler.

 

İnsanlara uyarlarsak durumu:

Bizim de uzun dikenlerimiz var. Bunlar hayata karşı filtrelerimiz. Bazen faydalı, bazen de zararlı. Çoğu zaman, kimseleri yaklaştırmıyoruz yanımıza. Filtrelerimizden elemeden kimseleri sokmuyoruz özel dünyamıza. Ne var ki, sıcaklık ancak yakınlaşmakla mümkün.
Birbirini incitmeyecek kadar uzak, hayatın soğuk zamanlarında üşümeyecek kadar da yakın olmayı öğrenmeliyiz.
Kirpiler kadar çalışıyorsa kafamız neden başarmayalım…

 

Her Gün Hüzün

 

(Bir an için sol ayağınızdan başka hiçbir organınızın hareket etmediğini düşünün!)

Christy Brown (Sol Ayağım 2)

 

"Hiçbir avuç hayatı tutacak kadar geniş değildir."

Emrah Erdoğan (Gelmeyen Bahar filminden)

AZIK

Acıkmayasın/Sevgi koydum/Azık sana

Yer dolusu çiçek/Gök dolusu güneş/Verdim sana/Üşümeyesin

Korkmayasın/Işık koydum/Azık sana

Öplüm öplüm/Öpülgen dost/Saçları denize/Dökülgen dost

Ağlamayasın/Yazık sana/Gülme koydum/Azık sana

 Ali Yüce

 

GÜLÜMSE

Hadi gülümse bulutlar gitsin

İşçiler iyi çalışsın, gülümse

Yoksa ben nasıl yenilenirim

Belki şehre bir film gelir

Bir güzel orman olur yazılarda

İklim değişir, Akdeniz olur, gülümse.

Sazlarım vardı, ırmaklarım vardı çok

Çakıltaşlarım vardı benim

Ama sen başkasın anlıyor musun

Tut ki karnım acıktı, anneme küstüm

Tüm şehir bana küskün

Bir kedim bile yok anlıyor musun

  İklim değişir, Akdeniz olur, gülümse.                  

Kemal BURKAY

 

Türküler Yanmaz

 

Güneşin ak yüzüne, bir duman çöktü.
Bir türkü çığlıkla ateşe düştü.


Kuytu bir köşede bir çiçek küstü.
Döktü yaprağını, boynunu büktü.

Şu Sivas'ın elinde sazım çalınmaz.
Güllerim yandı, yüreğim dayanmaz.

Kararmış yüreğin hiç ışığı olmaz.
Bilmez misin ki türküler yanmaz.
Günü gelir sanma hesap sorulmaz.
Dayanır kapına ''Pir Sultan'' ölmez.

Şu Sivas'ın elinde sazım çalınmaz.
Güllerim yandı, yüreğim dayanmaz.

Edip Akbayram